Türk Şiirinde Aşk Teması: Divan'dan Bugüne Tarihsel Bir Bakış
Sevgili neden divan şiirinde ulaşılmaz, halk şiirinde ise adı bilinen biriydi? Türk şiirinde aşkın altı yüz yıllık dönüşümü.
Türk şiirinin altı yüz yılı aşan yazılı tarihinde en çok işlenen tema tartışmasız aşktır. Ancak "aşk" kelimesinin işaret ettiği şey her dönemde aynı kalmamıştır. Divan şairinin sevgilisiyle Orhan Veli'nin sevgilisi arasında yalnızca bir üslup farkı değil, bambaşka bir dünya görüşü vardır.
Divan şiirinde aşk: ulaşılamayanın estetiği
Divan şiirinde sevgili, belirli bir kişi değildir. Boyu servi, saçı sümbül, kaşı yay, bakışı ok olan bu figür somut bir insandan çok bir güzellik idealidir. Âşık daima acı çeker; kavuşma neredeyse hiç gerçekleşmez ve gerçekleşmesi de istenmez. Fuzûlî'nin "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni" dizesi bu tavrı açıkça ortaya koyar: istenen kavuşma değil, aşkın kendisidir.
Bu tercihte tasavvufun payı büyüktür. Beşerî aşk (mecazî aşk), ilahî aşka (hakikî aşk) giden bir köprü sayılır. Bu yüzden divan şiirinde sevgilinin kim olduğu çoğu zaman belirsiz bırakılır; okur onu ister bir insan ister Tanrı olarak okuyabilir.
Halk şiirinde aşk: adı olan sevgili
Halk şiirinde tablo tamamen değişir. Karacaoğlan'ın sevgilisinin adı Elif'tir; yaylada oturur, evinin önünde çardak vardır, elleri kalem tutar. Sevgili görülebilir, gidilebilir, kaybedilebilir.
Bu somutluk halk şiirinin dilini de belirler: soyut mazmunlar yerine doğadan alınan gerçek nesneler kullanılır. Divan şairi "gül" derken bir güzellik simgesinden söz ederken, halk şairi gerçekten bir gülü kastediyor olabilir.
Tanzimat ve Servet-i Fünûn: aşkın bireyselleşmesi
Tanzimat'la birlikte şiire giren yeni kavramlar (vatan, hürriyet, millet) aşkın tek başına hüküm sürdüğü alanı daraltır. Ancak asıl dönüşüm Servet-i Fünûn'da yaşanır: aşk artık bir ideal değil, bireyin iç dünyasında yaşanan karmaşık bir duygudur. Tevfik Fikret'in şiirlerindeki kırılganlık, divan şairinin gösterişli acısından bambaşkadır.
Cumhuriyet dönemi: sokağa inen aşk
Garip akımı ile birlikte aşk, sokağın diline geçer. Orhan Veli'nin "Anlatamıyorum" şiirinde büyük sözler yoktur; sadece anlatamamanın çaresizliği vardır. Sevgili artık vapurda görülen, sinemaya gidilen sıradan bir insandır.
İkinci Yeni ise farklı bir yol tutar: aşkı gizlemez ama imgenin arkasına yerleştirir. Cemal Süreya'da beden ve arzu açıkça yazılırken, Turgut Uyar'da aşk şehirdeki yabancılaşmanın bir parçası hâline gelir.
Bugün
Modern Türk şiirinde aşk hâlâ merkezî bir temadır ama artık tek bir kalıbı yoktur. Kimi şair divan mirasına döner, kimi tamamen gündelik dile yaslanır. Bu çeşitlilik, altı yüz yıllık birikimin doğal sonucudur: Türk şiiri aşkı anlatmanın onlarca farklı yolunu denemiş ve hiçbirini tamamen terk etmemiştir.