Rubailer
Dünkü gün geçti, onu anmaya değmez;
Yarın daha gelmedi, ona güvenmeye değmez.
Ne geçmişe ne geleceğe dayan;
Şu an nefes alıyorsun, ömür bu, gerisi hikâye.
Bu dünyaya geldik, bir şey anlamadan;
Gittik de öyle, hiçbir iz bırakmadan.
Bunca gelen gidenden bir tanesi çıkıp
Söylemedi bize niçin geldiğimizi.
Bir elde kadeh, bir elde Kur'an;
Bir helâldeyiz bir haramda.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz ne tam Müslüman.
Kimse çözemedi bu düğümü bugüne dek;
Kimse aşamadı bu duvarı yükselerek.
Ustalardan çıraklara kalan tek şey:
Anlatılan değil, yaşanan bilgi demek.
Şu testinin toprağı bir zamanlar
Benim gibi seven bir insandı belki.
Sapından tuttuğun bu kulp,
Bir sevgilinin boynuna dolanan koldu belki.
Şiirin Çözümlemesi
Bu rubailer, Farsça asıllarından serbest bir aktarımla verilmiştir; ölçü yerine anlam bütünlüğü esas alınmıştır.
Hayyâm'ın rubailerinde dört temel izlek vardır: zamanın geçiciliği, ölümün kaçınılmazlığı, bilginin sınırı ve buna rağmen ânı yaşamanın gerekliliği. Son rubaide geçen testi imgesi, onun en sevilen buluşudur: her toprak parçası bir zamanlar bir insandı.
Şarabın rubailerde gerçek anlamıyla mı yoksa bir simge olarak mı kullanıldığı yüzyıllardır tartışılır. Bu belirsizlik, Hayyâm'ın hem dünyevi hem tasavvufi okunabilmesini sağlar.